Zahirin Gürültüsünden Bâtının Sükûnetine: Havâs İlmi, Talebelik ve İrfan Meclisinin Edep Kaideleri
İnsanoğlu, zahiri dünyanın bitmek bilmeyen fırtınaları, ardı arkası kesilmeyen dünyevi hırsları ve zihni yoran kalabalıkları arasında savrulurken; kalbinin derinliklerinde her daim mutlak bir sükûnet limanı, anlaşılamayanı anlama ve görünmeyenin ardındaki sırrı çözme arzusu taşır. İşte bu derin arzu, kişiyi sıradanlığın (avamın) dışına çıkarıp, sırrın ve hakikatin kapısı olan Havâs ilmine yönlendirir. Ancak Havâs, popüler kültürün yahut nefsi heveslerin dayattığı gibi "sihirli kelimelerle doğaüstü olaylar gerçekleştirme" sanatı değildir. İlm-i Havâs; eşyanın hakikatini, Esma-ül Hüsna'nın kâinattaki tecellilerini, madenlerin (saf pirinç veya gümüşün) enerjisini, rakamların ve harflerin ruhunu sükûnetle okuyabilme şuurudur. Bu şuur, kitaplardan ezberlenen sıradan bir bilgi yığını değil, ancak ağırbaşlı bir irfan meclisinde, liyakatli bir rahlenin başında ilmek ilmek dokunan muazzam bir manevi inşadır.
Halisane Niyetler: Sır Kapısının İlk ve En Keskin Anahtarı
Bu meşakkatli ve nurlu yola adım atacak olan taliplerin, rahleye oturmadan evvel kendilerine sormaları gereken ilk ve en mühim soru şudur: "Ben bu ilmi ne için talep ediyorum?"
Eğer niyet; "gaybı bileyim, insanlara hükmedeyim, dünyevi güç elde edip etrafıma üstünlük sağlayayım" gibi nefsi ve egosal temellere dayanıyorsa, o kişinin bu yolda bulacağı tek şey ağır bir hezimet ve manevi bir karanlıktır. İrfan meclisimizin ilk kaidesi, niyetin mutlak surette halisane olmasıdır. Bu ilim; yaralı ruhlara şifa dağıtmak, ağır enerjileri (nazar ve şerri) bertaraf etmek, tıkanmış nasip kapılarını Allah'ın izniyle (biiznillah) aralamak, kendi nefsini terbiye etmek ve Hakk'a bir adım daha yaklaşmak için talep edilir. Unutulmamalıdır ki; manevi kilit daima kişinin fıtratında, o kilidi açacak anahtar ise halisane niyetindedir. Niyeti saf ve temiz olmayanın elindeki anahtar, hiçbir manevi kapıyı açmaz.
Talebelik Şuuru, Edep ve Hayâ: Sırrı Taşımanın Ağırbaşlılığı
İlm-i Havâs'ta talebe (talip olan, ilmi isteyen) olmak, sadece belirli günlerde bir hocanın karşısına geçip not tutmaktan yahut formüller ezberlemekten ibaret değildir. Talebelik, kişinin kendi aurasını, ruhunu ve kalbini ilahi frekanslara uyumlama sanatıdır. Ve bu sanatın yegâne omurgası "Edep ve Hayâ"dır. Kadim geleneğimizde "İlimden evvel edep gelir" sırrı boşuna söylenmemiştir.
Bir talebenin en büyük edebi, hocasına, meclisine ve talip olduğu ilme karşı gösterdiği sarsılmaz sabırdır. Acelecilik, tez canlılık ve "Hemen öğreneyim, hemen uygulayayım, hemen sonuç göreyim" vesvesesi, ilmin en büyük düşmanıdır. Tohum toprağa düştüğünde filizlenmek için nasıl sükûnetle vaktini (eşref saatini) beklerse; havâs ilmi de ruha ancak ilahi bir zamanlamayla, yavaş yavaş, hazmedilerek yerleşir.
Bunun yanı sıra, sırrı muhafaza etmek (ketumiyet), edep kaidelerinin temelidir. Kendi manevi tecrübelerini, riyazat süreçlerindeki hallerini, rüyalarını yahut hissettiği enerjileri diğer talebelerle uluorta konuşmak; enerjiyi dağıtır, vesveseyi çoğaltır ve o nurlu sırrı zedeler. Hakiki talebe; çok dinleyen, az konuşan, sükûnetiyle ağırbaşlılığını hissettiren ve dış dünyanın gürültüsüne kulağını tıkayıp yalnızca manevi şifaya odaklanan kişidir.
Terkipler, Vefkler ve Manevi Uygulamalar: Kabuktan Öze Geçiş
İlim yolculuğunda öğretilen terkipler, vefkler, Süleyman Kasemi veya Fetihül Mubin gibi kudretli azimetler, ruhsuz birer matematik formülü yahut sihirli sözcükler dizini değildir. Bunlar, görünmeyen âlemle iletişim kurmanızı, bedene sirayet etmiş ağır enerjileri topraklamanızı ve manevi tıkanıklıkları açmanızı sağlayan kadim frekans anahtarlarıdır.
Lakin bu terkiplerin çalışması, talebenin ruhsal liyakatine ve manevi temizliğine bağlıdır. Kalbinde haset, dilinde gıybet, zihninde dünyevi hırslar barındıran bir kimsenin yazacağı vefk yahut okuyacağı azimet, hedefine ulaşmaz ve aurasında ters teper. Terkiplerin gücü, sizin o anki inşirahınız (ferahlığınız), ihlasınız ve sarsılmaz inancınızla kaimdir. Bu yüzden talebelik, terkipleri ezberleme süreci değil; o terkipleri ruhuyla harmanlayıp, hakikatini kavrayarak canlandırma sürecidir.
İcazet: Sürecin Nihayeti Değil, Liyakatin ve Sorumluluğun Mührü
Ağırbaşlı bir havâs eğitimi, birkaç haftalık heveslerle tamamlanabilecek yüzeysel bir serüven değildir. Nefsinizi terbiye edeceğiniz riyazatlarla, sükûnet gerektiren halvetlerle ve derin okumalarla yoğrulacak meşakkatli bir yoldur. İnsan nefsi bedel ödemediği, zamanından ve zahiri konforundan fedakârlık yapmadığı hiçbir şeye sadakat göstermez. İlk zorlukta, ilk evhamda bu yolu terk edenler, liyakat testini geçememiş olanlardır.
Bu uzun ve nurlu yolun sonunda hak edilen "İcazet" (izin ve yeterlilik belgesi), basit bir sertifika yahut duvara asılacak zahiri bir kâğıt parçası değildir. İcazet; asırlardır nesilden nesile aktarılan manevi bir silsilenin (zincirin) halkasına ehliyetle dahil olmaktır. Hocanın talebesine "Ben sana hakkımı, ilmimi ve sırrımı emanet ettim; artık sen de yaralı ruhlara şifa, karanlık yollara fener olmaya ehilsin" demesidir.
Eğitimin zirvesinde bizzat hocayla omuz omuza girilen Hüddam davetlerinin ağırlığını kaldırabilmek, meclisin sembolü olan o Tılsımlı Padişah gömleklerinin koruyucu sorumluluğunu hakkıyla taşıyabilmektir. İcazet alan talebe, artık sıradan biri değil; bulunduğu her ortamda, girdiği her hanede duruşuyla, ferasetiyle ve sükûnetiyle etrafına nurlu bir rehber olan şifa vesilesidir.
Sükûnetle Atılan İlk Adım
Ezcümle, Havâs ilminin kapısı; kalbinde dünya hırsı taşıyanlara, gösteriş arayanlara, sihirli bir değnek bekleyenlere ve acelecilere sımsıkı kapalıdır. Ancak yorgun ruhlara şifa olmayı arzulayan, sükûneti kendine yoldaş edinen ve "benliğinden" sıyrılıp liyakat zırhını giymeye hazır olan her güzel kalbe sonuna kadar açıktır.
İrfan meclisinde yer almak, bu kadim terkiplerin sırrına vakıf olmak ve edebin o ince çizgisinde yürümek, mutlak bir nasip işidir. Eğer kalbiniz bu satırları okurken garip bir inşirah, tarifsiz bir çekim hissediyorsa; belki de ruhunuz çoktan o rahlenin başına oturmak için vaktin eşref saatini bekliyordur.
Niyetiniz halis, yolunuz nurlu, kalbiniz daima Âlemlerin Rabbinin sükûnetiyle dolu olsun. Hakikat kapısının eşiğinde, Bismillah diyerek atacağınız her adım, size ömür boyu sarsılmaz bir kalkan ve mutlak şifa olsun.
Abdulfettah Hoca'nın Rahlesinden / İcazetli Havas ve Gizli İlimler Hocası
Sır Katibi - Manevi Mimar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.