Gümüş, Bakır ve Pirinç Tılsımların Rahmani Faziletleri
Gümüş, bakır ve pirinç üzerine yazılan rahmani tılsımların Kur'ân ve büyük âlimlerin ışığında havas ve fazileti.
İnsanoğlu, ilahi hikmetin sırlarına yaklaşmak ve yüce Rabbimizin isimlerinin bereketinden faydalanmak için asırlardır belirli metaller üzerine kutsi harfler, ayet-i kerimeler ve esmaü'l-hüsna nakşetmiştir. Bu ilim, ehli tarafından ilm-i havas ve ilm-i tılsımat olarak isimlendirilmiş; İmam Gazâlî, İmam Bûnî ve İmam Ebü'l-Abbâs et-Tîcânî gibi büyük âlimlerin eserlerinde geniş yer bulmuştur. Gümüş, bakır ve pirinç; bu manevi ilmin en asil taşıyıcıları olarak kabul edilmiş, her biri farklı bir feyz kapısı olarak tarif edilmiştir.
Tılsım İlminin Şer'i Dayanağı ve Niyetin Önemi
Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır:
"Biz Kur'ân'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz." (İsrâ Sûresi, 82)
İşte bu ayet-i kerime, esmaların ve ayetlerin şifa ve rahmet vesilesi olduğunun en açık delilidir. İmam Süyûtî hazretlerinin
el-Rahmetü fi't-Tıbbi ve'l-Hikme
adlı eserinde beyan ettiği üzere, ilahi kelamın manevi tesiri, taşındığı vasıtanın kabiliyetine göre tezahür eder. Bu sebeple metal seçimi, tılsımın faziletinin ortaya çıkmasında büyük ehemmiyet taşır.
Ancak unutulmamalıdır ki tılsımın gerçek tesiri, ne yazıdan ne de metalden gelir; tesir, ancak Allah Teâlâ'nın izni ve fazlıyladır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ameller niyetlere göredir" buyurmuştur. Bu hadis-i şerif ışığında, tılsımı taşıyanın kalbinin Rabbine bağlı, niyetinin halis ve itikadının sağlam olması esastır. Aksi takdirde en kıymetli metale nakşedilmiş en yüce esma dahi sahibine fayda vermez.
Gümüşün Manevi Sırrı ve Rahmani Feyzi
Gümüş, İslam kültüründe müstesna bir yere sahiptir. Peygamber Efendimizin mübarek yüzüğünün gümüşten olması, bu metalin sünnete uygunluğunun en büyük delilidir. Enes bin Malik radıyallahu anh'ın rivayetine göre Resûlullah'ın (s.a.v.) mübarek mühründe "Muhammedün Resûlullah" ibaresi gümüş üzerine nakşedilmişti. İmam Buharî'nin Sahih'inde nakledilen bu hakikat, gümüşün manevi ilimlerdeki mevkiini de belirler.
Gümüş, ay yıldızının nuruyla irtibatlı görülmüş; soğuk, sakin ve nurani bir tabiata sahip kabul edilmiştir. İmam Bûnî hazretleri Şemsü'l-Meârif adlı meşhur eserinde, gümüşün özellikle muhabbet, sükûnet, rızık genişliği ve nazardan korunma hususlarında yazılan tılsımlar için en münasip metal olduğunu beyan etmektedir. Ayete'l-Kürsî, Fâtiha-i Şerîfe ve Esmaü'l-Hüsna'dan Er-Rahmân, El-Vedûd, Es-Selâm gibi cemal isimlerinin gümüş üzerine yazılması, taşıyıcısının kalbine huzur ve iç aleminde nur bahşetmesiyle bilinir.
Gümüşe nakşedilen tılsımların en bilinen faziletlerinden biri de eşler arasındaki muhabbeti tazeleyip aile yuvasına bereket getirmesidir. Yine seyahat esnasında selamet, hastalıklardan şifa ve cinnî tesirlerden muhafaza için gümüş tılsımlar, ehli tarafından çokça tavsiye edilmiştir. Ancak bunların yazımı ehline mahsustur; her önüne gelenin yapabileceği bir iş değildir.
Bakırın Sıcak Tabiatı ve Celalî Tesirleri
Bakır, kadim medeniyetlerden bu yana "kızgın metal" olarak tanımlanmış; sıcak, aktif ve dinamik bir tabiata sahip görülmüştür. İmam Ahmed el-Bûnî'nin beyanına göre bakır, güneşle irtibatlıdır ve güç, otorite, düşmana galebe ve heybet talep eden kimseler için tılsım yazımında tercih edilir. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Süleyman aleyhisselam kıssasında bakırın eritilmesinden bahsedilir:
"Ona bakır madenini sel gibi eritip akıttık." (Sebe Sûresi, 12)
Bu ayet-i kerime, bakırın manevi ilimlerde neden hükümdarlık ve tasarruf makamıyla irtibatlandırıldığını izah eder.
Bakır üzerine yazılan celalî esmalar, mesela El-Kahhâr, El-Cebbâr, El-Muktedir, El-Azîz gibi isimler, zulme uğrayan kimsenin hakkını almasında, mazlumun zalime karşı korunmasında ve haksızlıkların bertaraf edilmesinde vesile kılınmıştır. Yine ticarî işlerde kısmet açıklığı, iş yerine bereket ve müşteri celbi için bakır tılsımların hususi bir yeri vardır. Esnaf ve tüccarların dükkânlarına bakır levhalar üzerine yazılmış hususi ayet-i kerimeler asmaları, bu ilmin halk arasındaki en yaygın tezahürlerindendir.
Bakırın Şifa Sırrı
Ehl-i tıbb-ı nebevî, bakırın bedene temas ettiğinde bazı hastalıklara şifa vesilesi olduğunu ifade etmiştir. Şifa niyetiyle bakır üzerine yazılan Şifa Ayetleri, romatizmal ağrılardan, sinir zafiyetinden ve kronik yorgunluktan muzdarip olanlar için taşınabilen bir manevi devâ hükmündedir. Ancak bu tür tılsımların, ehline yaptırılması ve şer'i sınırlar içinde kalınması elzemdir.
Pirincin Muvazene Sırrı ve Cami Fazileti
Pirinç, bakır ile çinkonun birleşiminden meydana gelen bir alaşımdır. Bu terkip, ona iki tabiatı bir arada barındırma hususiyeti kazandırır. İşte bu sebeple pirinç, hem celalî hem cemalî esmaların birlikte yazılabileceği, muvazene isteyen tılsımlar için mükemmel bir zemin olarak kabul edilir. Manevi ilimlerin üstadları, pirinci "orta yolun metali" olarak nitelendirmiştir.
Pirinç üzerine yazılan tılsımların en meşhur faziletleri şu şekilde tezahür eder: Aile içinde birlik, dirlik ve fertler arasında sevgi bağının kuvvetlenmesi; sıkıntılı ve stresli işlerde sabır, sükûnet ve isabetli karar verme kabiliyeti; küskün olan gönüllerin barışması ve dargınlıkların sona ermesi; uykusuzluk, kâbus ve sıkıntılı rüyalardan muhafaza; rızık kapılarının açılması ve hayrı kaim olan işlere yönlendirilme bu faziletlerin başlıcalarındandır.
Pirinç, bilhassa Yâsîn-i Şerîf, Fetih Sûresi ve Vâkıa Sûresi'nden alınan ayet-i kerimelerin nakşedilmesi için âlimlerin tavsiye ettiği başlıca metaldir. Bu tür tılsımların taşınması ya da evin baş köşesine asılması, o mekâna manevi bir bereket getirdiğine inanılır. Osmanlı döneminde saray erkânından tekke şeyhlerine kadar pek çok zâtın pirinç levhalar üzerine yazılmış manevi levhalar bulundurması bu ananenin ne kadar köklü olduğunu gösterir.
Tılsım Yazımında Riayet Edilmesi Gereken Hususlar
Bir tılsımın rahmanî fazilete mazhar olabilmesi için sadece metal ve yazının doğru olması kâfi değildir. İmam Ebü'l-Abbâs el-Bûnî ve Şeyh Muhyiddin İbn Arabî hazretleri gibi zâtlar, tılsım yazımının belirli edeplere bağlı olduğunu ısrarla vurgulamışlardır. Yazan kimsenin abdestli olması, kıbleye dönük oturması, saat-i saidde ve münasip günde yazması, yazım esnasında salavat-ı şerife getirmesi ve niyetinin halis olması bu edeplerin başında gelir.
Ayrıca tılsımın taşıyıcısı da bir takım usullere riayet etmelidir. Beş vakit namazın terk edilmemesi, haramdan sakınılması, kul hakkına dikkat edilmesi ve tılsımın hela gibi necis mahallere sokulmaması gerekir. Aksi takdirde manevi tesirin kesilmesi kaçınılmazdır. Rabbimiz "Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz" (Nisâ, 48) buyurduğu için, tılsımın Allah'tan başka bir güce sahip olduğuna inanmak ise şirktir. Tılsım yalnızca bir vesile, bir sebep hükmündedir; asıl tesir yalnız ve yalnız Allah Teâlâ'ya aittir.
Havas İlminin Ehli Elinde Bir Rahmet Kapısı Oluşu
Gümüş, bakır ve pirinç üzerine yazılan rahmanî tılsımlar, ehli tarafından hazırlandığında Rabbimizin sonsuz rahmetine açılan birer manevi kapı hükmündedir. Ancak bu ilmin ehli olmayan, ne yazdığını ve niçin yazdığını bilmeyen kimselerin eline geçtiğinde hem yazan hem taşıyan için vebal doğurabilir. Bu sebeple ilmin usulünü bilen, icazetli ve müttaki bir üstadın rehberliğine başvurmak elzemdir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İlim, ehline verilirse rahmet; ehli olmayana verilirse zulümdür" mealindeki hadis-i şerifle bu hakikate işaret etmiştir. Havas ve tılsım ilmi, Rabbimizin kullarına bahşettiği manevi bir hazinedir. Bu hazinenin anahtarları ise ancak takva, ilim ve halis niyet sahiplerinin elindedir. Metal ne kadar kıymetli, yazı ne kadar hikmetli olursa olsun; taşıyan kimsenin kalbi Rabbine bağlı değilse tılsımdan beklenen fayda hasıl olmaz. Zira asıl tılsım, kulun Rabbi ile arasındaki gönül bağıdır.
Abdulfettah Hoca'nın Rahlesinden Sır Kâtibi ve Manevi Mimar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.